Özlem Güsar

Özlem Güsar Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Özlem Güsar, Jewelry/Watches, Bali.

Geleceği görmek için nereye bakmak gerek?Fallara mı, “tarih tekerrür eder” diyerek tarih kitaplarına mı?🔮Ben bir süredir...
10/06/2026

Geleceği görmek için nereye bakmak gerek?

Fallara mı, “tarih tekerrür eder” diyerek tarih kitaplarına mı?
🔮
Ben bir süredir sanatçılara bakıyorum.

Çünkü şunu fark ettim: Gelecekle ilgili ipuçlarını sanatçılar hepimizden önce yakalıyor. Daha duyarlılar çünkü. Henüz kimse konuşmadan, henüz veriler ortaya çıkmadan, henüz toplum tam olarak hissetmeden, onlar bir şeylerin değiştiğini görüyor ve eserlerine yansıtıyorlar.

Venedik Bienali’ni gezerken bunu bir kez daha düşündüm.
Ama koşturmalar yüzünden yazıyı yazmak bugüne kaldı.

Şu anda tüm trendler sessizliği, sadeliği, içe dönüşü anlatıyor. Ama sanatın küresel otoritelerinden biri olan Venedik Bienali’nin konusu 1.5 sene önce belirlendi.
“In Minor Keys.”
Yani bağıran değil, fısıldayan işler. Büyük gösteriler değil, sessizin sesi. Görünmeyeni görünür kılma çabası.

Hepimizin aradığı da artık bu değil mi? Sessizlikteki sesi duymak, zanaatı hissetmek, sadeleşmek...

Venedik Bienali’nde bu arayışlara yanıt veren çok güzel çalışmalar vardı.

Avusturya Pavyonu’nda dev bir bronz çan vardı. Tokmağı yoktu. Yerine bir insan bedeni vardı. Sanatçı Florentina Holzinger, baş aşağı asılı şekilde sallanarak çanı çalıyordu. Çünkü Venedik’in bir gün sular altında kalabileceğini anlatmanın en etkili yolu bazen bir istatistik değil, metale çarpan bir bedenin sesi oluyor.
🇦🇺
Birleşik Arap Emirlikleri Pavyonu’nda küçücük bir oda vardı. İçinde elli-altmış hoparlör. Hepsi aynı anda başka bir şey söylüyordu. İçeride birkaç dakika geçirdikten sonra hiçbir sesi gerçekten duyamamaya başlıyorsunuz. Şu an yaşadığımız çağın kusursuz bir özeti gibiydi.
🇦🇪
Japonya Pavyonu’nda ise onlarca bebek vardı. Farklı ifadeler, farklı gözlükler, farklı karakterler… Arkasında ise düşen doğum oranları ve geleceğe dair büyüyen belirsizlik hissi vardı. İnsanlar sadece ekonomik sebeplerle değil, nasıl bir dünyaya çocuk getireceklerini bilemedikleri için de duruyor olabilir mi diye soruyordu.
🇯🇵
Sanatçılar cevap vermiyor.

Ama doğru soruları, herkesten önce soruyorlar.

Belki de bu yüzden sanat, sadece estetik değil; zamanın ruhunu anlamanın da yollarından biri.

Siz geleceğin ipuçlarını nerede arıyorsunuz?
🌟

Geleceği görmek için nereye bakmak gerek?Fallara mı, “tarih tekerrür eder” diyerek tarih kitaplarına mı?🔮Ben bir süredir...
10/06/2026

Geleceği görmek için nereye bakmak gerek?

Fallara mı, “tarih tekerrür eder” diyerek tarih kitaplarına mı?
🔮
Ben bir süredir sanatçılara bakıyorum.

Çünkü şunu fark ettim: Gelecekle ilgili ipuçlarını sanatçılar hepimizden önce yakalıyor. Daha duyarlılar çünkü. Henüz kimse konuşmadan, henüz veriler ortaya çıkmadan, henüz toplum tam olarak hissetmeden, onlar bir şeylerin değiştiğini görüyor ve eserlerine yansıtıyorlar.
🎨
Venedik Bienali’ni gezerken bunu bir kez daha düşündüm.
Ama yazıyı yazmak bugüne kaldı.

Şu anda tüm trendler sessizliği, sadeliği, içe dönüşü anlatıyor. Ama sanatın küresel otoritelerinden biri olan Venedik Bienali’nin konusu 1.5 sene önce belirlendi.
“In Minor Keys.”
Yani bağıran değil, fısıldayan işler. Büyük gösteriler değil, sessizin sesi. Görünmeyeni görünür kılma çabası.

Hepimizin aradığı da artık bu değil mi? Sessizlikteki sesi duymak, zanaatı hissetmek, sadeleşmek...

Venedik Bienali’nde bu arayışlara yanıt veren çok güzel çalışmalar vardı.

Avusturya Pavyonu’nda dev bir bronz çan vardı. Tokmağı yoktu. Yerine bir insan bedeni vardı. Sanatçı Florentina Holzinger, baş aşağı asılı şekilde sallanarak çanı çalıyordu. Çünkü Venedik’in bir gün sular altında kalabileceğini anlatmanın en etkili yolu bazen bir istatistik değil, metale çarpan bir bedenin sesi oluyor.
🇦🇺
Birleşik Arap Emirlikleri Pavyonu’nda küçücük bir oda vardı. İçinde elli-altmış hoparlör. Hepsi aynı anda başka bir şey söylüyordu. İçeride birkaç dakika geçirdikten sonra hiçbir sesi gerçekten duyamamaya başlıyorsunuz. Şu an yaşadığımız çağın kusursuz bir özeti gibiydi.
🇦🇪
Japonya Pavyonu’nda ise onlarca bebek vardı. Farklı ifadeler, farklı gözlükler, farklı karakterler… Arkasında ise düşen doğum oranları ve geleceğe dair büyüyen belirsizlik hissi vardı. İnsanlar sadece ekonomik sebeplerle değil, nasıl bir dünyaya çocuk getireceklerini bilemedikleri için de duruyor olabilir mi diye soruyordu.
🇯🇵
Sanatçılar cevap vermiyor.

Ama doğru soruları, herkesten önce soruyorlar.

Belki de bu yüzden sanat, sadece estetik değil; zamanın ruhunu anlamanın da yollarından biri.

Siz geleceğin ipuçlarını nerede arıyorsunuz?
🔮

YANILIYORSUNUZ… HER ŞEY BANA YAKIŞMIYOR‼️Sağolsun insanlar bana sık sık aynı şeyi söylüyor.“Size her şey yakışıyor.”“Her...
31/05/2026

YANILIYORSUNUZ… HER ŞEY BANA YAKIŞMIYOR‼️

Sağolsun insanlar bana sık sık aynı şeyi söylüyor.

“Size her şey yakışıyor.”
“Her yerde çok şık görünüyorsunuz.”
“Bütün gittiğiniz yerler için nasıl hazırlanıyorsunuz…”

Bence mesele bu değil.

Bana her şey yakışmıyor, kimseye her şey yakışamaz zaten.

Ben sadece kendi ruhuma yakıştırdığımı yapmaya özen gösteriyorum.

Belki de bu karışıyor.

Çünkü ben seyahat ederken hiçbir zaman sadece “gitmiş olmak” için gitmiyorum.

Ruhumun; dünyaya dağılmış yapboz parçalarını arayıp kendimi bütünlemeye çalışıyorum.

Bazen Bali’de bazen Rize’de bir salıncakta sallanmak oluyor bu.

Bazen Afrika’da senede sadece birkaç yüz yabancı gören kabileleriyle; birbirimizi anlamadan oturmak.

Bazen Sevilla’da hiçbir şey anlamadan bir şenliğin içine girip insanlarla dans etmek.

Bazen de sadece bir sokakta kaybolmak…

Ama hiçbir zaman saatlerce herkesle aynı Instagram fotoğrafını çekmek için sırada beklemek olmuyor.

Hiçbir zaman uzun uzun makyaj yapıp, uzaklara hülyalı hülyalı bakarken “beni çek” demek olmuyor.

Çünkü o ben değilim.

Ve galiba insanlar artık bunu ayırt etmeyi çok iyi biliyor.

Çoğu zaman,

“Samimiyetin sesi çok yüksek çıkmıyor belki ama bir şekilde hissediliyor.”

Ne yazık ki;
Kendimizi geliştirmek yerine kendimizi göstermeye çalışıyoruz.

Kendimizi bulmak yerine kendimizi “kanıtlamaya”…

Bir yere gerçekten gitmek yerine, gittiğimizi belgelemeye uğraşıyoruz.

Oysa bazı anlar paylaşılınca küçülüyor.

Bazı hisler sadece yaşanınca gerçek oluyor.

Çok eski bir anı geldi aklıma bunu düşünürken…

Gilan’ın genel müdürü olduğum yıllarda ekip benim “uğurlu” olduğuma inanırdı.

“Siz ne takarsanız satılır” derlerdi.

Ve bazen bir türlü satılmayan çok özel mücevherleri takmamı isterlerdi.

Bu teklifi asla kabul etmezdim.

Çünkü derdim ki:

“Ben çok param olsa Gilan’dan ne alacaksam onu takıyorum. O yüzden benim uğurumu bozmayın.”

Aslında mesele bu sanırım.

İnsanlar samimiyeti hissediyor.

Belki de bugün bazı insanlara “Özlem’e her şey yakışıyor” gibi gelen, büyük bir nezaketle sosyal medyada yazıp beni çok mutlu ettikleri şey; benim yıllardır kendim gibi olmakta inat etmemdir.

Kendimden vazgeçmememdir.

Kim bilir…

Atamızın doğum günü kutlu olsun.🇹🇷19 Mayıs, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçek doğum günü değil. Gerçek doğum tarihi tam ol...
18/05/2026

Atamızın doğum günü kutlu olsun.
🇹🇷
19 Mayıs, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçek doğum günü değil. Gerçek doğum tarihi tam olarak bilinmiyor. Ama kendisine sorulduğunda hep 19 Mayıs’ı işaret etmiş.

Yani kendi doğum günü olarak Samsun’a çıktığı günü seçmiş.

Kendi hayatının başlangıcını değil, bir milletin yeniden doğduğu günü.
🇹🇷
Bugün ona ne armağan etmek isterdim diye düşündüm.

Öyle çok pahalı, gösterişli bir şey değil. Zaten kabul etmezdi.

Ben galiba ona şunu söylemek isterdim:

Atam, ben mühendis oldum.
Bu ülkede çalışan, üreten, düşünen kadınlardan biri oldum.
Bir iş kurdum. İnsanlara değer yaratmaya çalıştım.

Ve yalnız değilim.

Senin “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla güçsüz kalır” diyerek açtığın yoldan yürüyen milyonlarca kadın var bugün.

Kızlarımız okuyor Atam.

Bilimde, sanatta, sporda, teknolojide dünya çapında başarılar kazanıyorlar.

Yetiyor mu? Yetmez.

Ama ışıkları gerçekten çok güçlü.

Yokluğunda zorlandığımız günler de oluyor.

Ama senin bize bıraktığın fikirlerin hâlâ yol gösterdiğini bilmeni isterdim.

Ve en çok da şunu:

Bu ülkenin hâlâ seni çok seven çocukları var.
Hem de çok var Atam ❤️

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

KILIÇLAR ÇEKİLDİ, TARAFINIZI SEÇİN ⚔️AP x Swatch iş birliği saat dünyasını ikiye böldü.“AP bitti” diyen de var, “AP’leri...
17/05/2026

KILIÇLAR ÇEKİLDİ, TARAFINIZI SEÇİN

⚔️

AP x Swatch iş birliği saat dünyasını ikiye böldü.

“AP bitti” diyen de var, “AP’lerimi satacağım” diyecek kadar öfkelenen de, “12 farklı AP’m var, bunu da alacağım” diyen de.

Çünkü Audemars Piguet öyle herhangi bir saat markası değil. Saat dünyasının “Holy Trinity / Kutsal Üçlü” olarak görülen; Patek Philippe ve Vacheron Constantin ile birlikte en elit kulübünün parçası.

Bu yüzden AP’nin; renkli, eğlenceli, hatta yer yer oyuncak hissi veren bir koleksiyon yapması birçok insanın lüks tanımını sarstı.

Burada çok önemli bir detay var:

Eğer bu iş birliği direkt bir Royal Oak kol saati olsaydı, AP zarar görebilirdi.

Bu saatler “ucuz Royal Oak” olmaya çalışmıyor.

Tam tersine; kendini fazla ciddiye almayan, collectible kültürüne göz kırpan, pop-art bir aksesuar gibi davranıyor. Adı bile Royal POP. Dahiyane!

Royal Oak’ın ikonik 8 köşesine referans veren 8 farklı versiyonla gelmeleri de tesadüf değil.

Saat dünyasının bir kısmı hâlâ “Bu gerçek lüks mü?” diye tartışıyor.

Gen Z ise çoktan başka bir şey konuşmaya başladı:

“Eğlenceli mi?”
“Kültürel mi?”
“Paylaşılır mı?”
“Cool mu?”

Bu iş birliği, influencer orduları kullanmadan bütün dünyayı konuşturmayı başardı.

Dubai’de mağazalar kapandı. Londra’da kaos çıktı. İnsanlar saat için birbirine girdi.

Bu artık ürün lansmanı değil, kültürel olay.

Biz  olarak 2025 trendlerinde yaratıcı ve alışılmadık iş birliklerinin yükseleceğini yazmıştık.

2026 saat trendlerinde ise renkli ve eğlenceli saatlerin yükselişinden bahsettik.

Çünkü dünya çok uzun zamandır fazla karanlık, fazla gergin ve fazla ciddi.

Ve bu iş birliği saatçilik tarihine;
“kasmadan cool olmanın”,
“klasik bir markadan beklenmeyen sürpriz yapmanın”,
“lüksün kendiyle biraz dalga geçebilmesinin”
örneği olarak geçti bile.

Devamlı negatif konuşanlara, gençlerin deyimiyle tek bir şey söylemek istiyorum:

SALIN BİRAZ SALIN :)

Meraklısına not: Markayı küçümsemek için değil, içi kurumuşlara inat olsun diye Royal POP’u çok sevdiğim köpeklerle buluşturdum.

Neden yüzyıllardır aşkı bir gülle anlatıyoruz hiç düşündünüz mü?💕Neden en büyük aşk hikâyelerinde, şiirlerde, şarkılarda...
12/05/2026

Neden yüzyıllardır aşkı bir gülle anlatıyoruz hiç düşündünüz mü?
💕
Neden en büyük aşk hikâyelerinde, şiirlerde, şarkılarda hep bir gül var?

Mesele sadece güzelliği değil.

Gülün frekansının 320 MHz ile doğadaki en yüksek enerjilerden birine sahip olduğu söyleniyor. Belki bu yüzden yüzyıllardır şifayla, aşkla, zarafetle ve hafızayla ilişkilendiriliyor.

Belki bu yüzden insan bazen bir gül kokusunu unutamıyor.

Türkiye’de yetişen güller ise dünyanın en kıymetlileri arasında kabul ediliyor.

Ve bazı insanlar o gülün içindeki hikâyeyi gerçekten görebiliyor.
🌹
Gülün adı
Kadının adı Gülşah.

İki ünlü roman vardır: Gülün Adı ve Kadının Adı Yok.
Bu hikâyede ise ikisi de var.

Konumuz, romanlara konu olmuş bir çiçeğin ete, kemiğe ve ruha bürünüp dünyaya dokunduğu bir başarı hikâyesi: GULSHA.

Ben GULSHA markasını adı varken ama ortada bir ürün yokken tanıdım. Sadece dünyanın en iyi markalarına gül esansı sağlayan genç bir kadın ve büyük bir hayal vardı.

Sonra o hayalin, isminden aldığı güçle dünyanın dört bir yanında satılan bir markaya dönüşünü izledim, alkışladım.

Her ülkede olmasını değil sadece; Japonya ve Kore gibi dünyanın en zor kozmetik pazarlarında yer bulmasını alkışladım.

Duty free’de satılan ilk Türk parfümlerinden biri oluşunu, KAGİDER’in yılın kadın girişimcisi ödülünü alışını alkışladım.

Ve bugün, OGGUSTO x GULSHA davetinde, markanın ilk parfüm lansmanında bu yolculuğa bir kez daha tanıklık ettim.

Ruzy Gallery’deydik. Çünkü hem markanın ruhu hem de sunumu bir sanat galerisinde olmayı hak edecek kadar özenliydi.

Gülün büyüsünü, teknolojinin imkânlarıyla buluşturan çok özel bir atmosfer hazırladık.

Fransız bir parfümör tarafından tasarlanan Rose, I Am ise gerçekten ruhlara dokunmayı başardı.

Bu hikâyenin beni içine çeken çok yanı var.
Gülün taşıdığı şifa, mistik tarafı, hafızayla kurduğu bağ…

Ama hepsinden çok genç bir kadının inşa ettiği başarı.

Bugün en çok onu alkışlamak istiyorum.

Bu alkışlar dünyanın dört bir yanından duyulsun.
Kadınlar, kurdukları markalarla, hayalleriyle ve emekleriyle büyüsünler.

Satırların arasından size de hafif bir gül kokusu geldi mi?
🌹

Mucizelere inanıyor musunuz?İnanın. Onlar var ve yaşamı vazgeçilmez kılan da onlar.💫💫50 ile başlayan son yaşım için çok ...
05/05/2026

Mucizelere inanıyor musunuz?

İnanın. Onlar var ve yaşamı vazgeçilmez kılan da onlar.
💫💫
50 ile başlayan son yaşım için çok özel bir planım yoktu.
Ama sonra bir davet aldık ve kendimizi Venedik’te bulduk.

Hem de dünyanın en güzel tiyatrolarından biri olan La Fenice’de.

Ben mucizelere hep inandım. Sadece büyük, gösterişli, filmlerdeki gibi mucizelere değil.
Daha çok küçük olanlara.
Zamanlaması doğru olanlara.
Hayatın içine usulca yerleşenlere.

Venedik ve La Fenice, yeni yaşımın bana armağanı ve hayatımın en tatlı mucizelerinden biri oldu.

“İstemeyi bilmek gerek” diyorlar ya…
Evet, istemek önemli. Ama tek başına yetmiyor.

Çok çalışmak, elinden gelenin en iyisini yapmak ve kalbini temiz tutmak gerek.
Ve en önemlisi, olanı görebilmek.
Mucizeleri fark edebilmek.

Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde, La Fenice’nin heyecanıyla başlayan bu yeni yaş için teşekkür ederim hayat sana.

Bana verdiğin harika aile için, hayatıma anlam kotan dostlar için, beni seçtikleri için minnetar olduğu 4 ayaklılar için, en zor durumlarda bile çok sevdiğim işim için teşekkür ederim.

Bunların kıymetini bilecek kadar akıl, keyfini çıkaracak kadar sağlık, unutulmaz güzelliklerle dolu seyahatler ve @@@@@@@ kadar para diliyorum gelecek hayatımda.

Mucizelerini, onları gören herkese bol bol göster.
İnanmayanları da şaşırt, gülümset.

Hoş geldin yeni yaşım!
Sana kapımı sevgiyle açıyorum.
🙏💫❤️

Hadi gel birlikte oynayalım!Hadi gel sen de oyna!Oyun oynamayı bıraktık biz çünkü kazanma derdine düştük. Oysa çocukken ...
30/04/2026

Hadi gel birlikte oynayalım!
Hadi gel sen de oyna!

Oyun oynamayı bıraktık biz çünkü kazanma derdine düştük.

Oysa çocukken oyun oynamak için oynardık, kazanmak için değil.

“Akşam oldu, yeter artık” cümlesini duymazdan gelirdik.

Sonra ne oldu? Ne zaman sadece kazanacağımız oyunlara girmeye karar verdik?

En çok hatırladığım anlar kazandıklarım değil. Oyunda kaldığım, koştuğum, gülümsemenin durdurulamadığı anlar.

Adidas’ın “Sen Oyna” dediği yer tam da burası. Şartlar değil, başlama cesareti.

Bazı çocuklar sporu neden bırakıyormuş biliyor musunuz?

Yetersiz oldukları için değil. Yeterince rahat oynayamadıkları için.

İzlendikleri, yargılandıkları, herkesin beklentiye girdiği bir atmosferi incecik ruhları kaldıramadığı için. Onlar için oyun, kendiliğinden olmaktan çıkıyor, bir performansa dönüşüyormuş.

Bu kampanyanın ruhuma dokunan yeri işte burası.
Adidas’ın reklam filmine tek kelimeyle bayıldım, sokakların tribünle buluştuğuı, rap’in arabeskler karıştığı şahane bir iş👏

“Sen oyna” dedim kendime ve giydim eşofmanlarımı.

Sabah köpeklerimle oynadım, beni yerlere yuvarladılar
Ofise geldim, ekiple oynadım, beni kötü yendiler
Arabam bozuldu, tamire geldim, Oto Sanayi’nin tatlı çırakları beni oyunlarına kattılar.

Atlamaya cesaret edemediğin kasayı unut.
Atamam sandığın servisleri unut.
Kazanman da gerekmez!

Oyunda kal yeter!

Bekliyorum hadi gelin kimler oyuna katılacak?

Buldum, buldum!Hep söylerim, dünyayı gezip yapbozumun parçalarını arıyorum.Bir parçasını daha buldum. Sevilla’da saklıym...
28/04/2026

Buldum, buldum!

Hep söylerim, dünyayı gezip yapbozumun parçalarını arıyorum.
Bir parçasını daha buldum. Sevilla’da saklıymış.
💃
Feria Festivali’nde.
Bence bu bir festival değil, paralel bir evren. Kostümünüzü giyip portalden geçiyorsunuz… hooop, İspanyolsunuz.
Gerçekten bu sadece bir festival değil.
Bir yaşam biçimi, kültür, doku, mozaik, tarih. Koca şehir bütün yıl bu iki hafta için hazırlanıyor.
Kıyafetler özel dikiliyor.
Kasetalar, yani o büyülü çadırlar, yıllarca beklenerek, yıllarca ödenerek kazanılıyor. Ve ancak davetliysen girebiliyorsun.
Biz şanslıydık.
Sevilla’da tanıştığımız bir Türk aracılığıyla tatlı bir İspanyol ailesinin misafiri olduk. Yıllardır görmedikleri akrabaları gibi bağırlarına bastılar bizi.
Eşsiz Akdeniz ruhu.
🎸
Kadınlar tabii ki şık olacaktı ama erkekler bir başkaydı.
5’ten 75’e tüm beyler jilet gibi takım elbiseleriyle salınıyordu. Tek bir düğme açık değil, herkes bir içim su.
💃
Ve atlar…
Sevilla’nın ünlü ve görkemli atları. Faytonlar, tek elleri bellerinde cool süvariler… Kat kat elbiseleriyle ata yan oturan flamenco kıyafetli kadınlar.
Sakın “faytona mı bindin ama…” diye başlamayın söze. Çünkü burada atlar çatlatılmıyor. Bakımlılar, özeller ve inanılmaz değer görüyorlar.
🐎
Gördüğünüz gibi ben de bir İspanyol kadını oldum orada.
Gittiğim her yerde lokal olmayı severim.
Ama bu sefer başkaydı. Lokal değildim sadece, dönüştüm.
Zar zor bulduğum elbisemi üç gün üzerimden çıkarmadım. Orada her gün İspanyol olmak istedim.

Zamanında Jacqueline Kennedy Onassis’in, Grace Kelly de bu sokaklardaydı, bu duygu tek başına bile çok güzel.
💃
Yapboz tamamlanmadı henüz.
Ama bu parça tam yerine oturdu.
🧩

Daha iyi insan olmanın formülü var mı?⁉️Herkesin çeşit türlü formülü olabilir.Eğer niyet iyi insan olmaksa, hepsine tama...
04/04/2026

Daha iyi insan olmanın formülü var mı?
⁉️
Herkesin çeşit türlü formülü olabilir.
Eğer niyet iyi insan olmaksa, hepsine tamamım.
Benim formülüme herkes kolayca ulaşabilir.
Hem de hiçbir bedel ödemeden.
🐾
Bir sokak kedisi ya da köpeği evlat edinirsiniz.
Bir de bakmışsınız, köşeleriniz yuvarlanmış.
🐶 🐈‍⬛
Eve her dönüşünüzde, aylardır yokmuşsunuz gibi sevinir.
Biraz hüzünlenseniz, sevgi dolu bir bakışla “Ben yanındayım” der.
Sevginin ne kadar tükenmez olabileceğini kanıtlar size.
Bu işin köpek tarafı.
🐶
Kedi biraz daha ketum olabilir, evet…
Ama varlığı bile şifadır.
Ben demiyorum, bilim diyor.
Sevdi mi tam sever.
Ama kendisinin kedisi olduğunu da hissettirir.
Bir tüy hafifliği getirir yaşamınıza.
🐈
Yıllardır sokaktan evlat edindiğimiz her canla, biraz daha canlandık.
Hepsine, her yıl olduğu gibi, bizi seçtikleri için ailece teşekkür ediyorum.
💗
Bugün 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü.
“Satın almayın, sahiplenin” demekten bu yıl da vazgeçmiyorum.
“Aşılat, kısırlaştır, yaşat” demekten de.

“Bir semtin sokak hayvanları sizden kaçmıyorsa, orada yaşayın.
Çünkü komşularınız güzel insanlardır.”
Bu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama çok seviyorum.

Benim canım sokak çocuklarım…
Bizi eskisinden daha iyi insanlar yaptınız.

İyi ki, iyi ki, iyi ki varsınız.
🩵💗 🩵💗 🩵💗

Address

Bali

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Özlem Güsar posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share